Bazı şeyler vardır, insanın iradesi dışında oluşur; hangi milletten, hangi cinsiyetten olacağımız konusunda bir seçim hakkımız yoktur. O bakımdan bu konularda bir üstünlük taslamak anlamsızdır. Türk doğmak bir üstünlük değildir, çünkü bu konuda bizim irademiz yoktur. Allah istese bizi Rus yaratırdı. Ancak bizi Türk yarattığı için mutlu oluruz, iyi ki Türk doğdum diye övünebiliriz. Ne var ki, Türk doğmaktan çok, Türk kalmanın büyüklük olduğu gerçeğini unutmamak gerekir. Evet, Türk doğmak mazhariyet değil, Türk kalmak mazhariyettir!  Bir akademisyenin söylediğinden yola çıkarak “Türk ırkı yoktur” yollu bir kanaate varmak doru değildir. Sosyal bilimci bir akademisyenin, böyle bir şey söyleyebilmesi mümkün değildir. Anlaşılan sözkonusu akademisyenin ne söylediğini anlamada zorluk yaşanmaktadır. Ya da söz konusu akademisyen, meramını anlatamadı.

Şimdi şu söz, Türk milleti diye bir şey yok anlamına mı gelir? “Saf soya rastlamak çok güçleşmiştir(Nurettin Topçu)” Eğer işi saf ırka indirgeyerek anlamaya çalışırsak, işin içinden çıkmamız güçleşir.

Geçmişte “Kürt” diye bir şey yoktur diyorduk, şimdi “Türk” diye bir şey yoktur demeye başladıysak, daha çok işimiz var demektir. Kürt de var, Türk de…Ama bu etnik unsurlar, Türk milletinin asli unsurları olup, bunların yok sayılması durumunda Türk milletinin ne olduğunu anlamamız zorlaşacaktır.  Nurettin Topçu’yu okuyalım:  “Bizim milletimiz, Orta Asya’dan kaynayan Türk ırkından çıkmış ve dokuz yüz yıl önce Anadolu’da kurulmuştur. Bu millet, Türk ırkından ayrılan Oğuz boylarının Müslüman olarak Anadolu’ya yerleşmeleriyle tarih sahnesine çıkmıştır. Şamanlıktan kurtulup İslam’a sığındı. İslamiyet, Türk’ü aradaki pek çok basamakları bir hamlede aşmak suretiyle, insanlık seviyesinin en yukarı kademelerine yükseltti. Saadet ve fazilet semalarına uçan Türkler, bu yüksekliğe ancak İslâm’ın kanadıyla yükseldiler. Dokuz yüz yıl İslâm, Türk’ün ruhu oldu.” (Yarınki Türkiye 1972).  Türk milletini bu bakış açısıyla okumadıktan sonra anlamak mümkün olmayacaktır. Türk milleti, İslâm dini ile tanıştıktan sonra düşünmeye başladı ve küçük düşünmekten kurtulup, büyük düşünenler sınıfına girdi. Türk milleti olarak salt “kavmiyet” unsurunu dikkate alırsak, Türk milletini anlayamayız. Nitekim merhum Akif bu konuda bize şunları hatırlatıyor:

“Hani milliyetin İslâm idi…Kavmiyet ne?  Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine.  “Arnavutluk” ne demek? Var mı şeraitte yeri?  Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!  Arabın Türke; Lazın Çerkes, yahut Kürde;  Acemin Çinliye rüçhanı mı varmış? Nerde?  Müslümanlıkta “anasır” mı olurmuş? Ne gezer?  Fikr-i kavmiyeti tel’in ediyor peygamber.  Bunu benden duyunuz, ben ki evet, Arnavudum…  Başka bir şey diyemem…İşte perişan yurdum!..  “Safahat”ı yeniden okumaya ihtiyacımız olduğu çok açık değil mi?..

Yorum yapmak için GİRİŞ yapmalısınız