Bahçede çocukların oyunlarını gözlemliyorum.

Bir grupta Mehmet oyun kurucu, diğer grupta İsmail. İkisi de çok aktif ve arkadaşlarını yönlendiriyor. İkisi de güç kullanıyor.

Acaba hangisi lider, hangisi despot olacak? Bunu nasıl anlayacağız?

ARAŞTIRMA

Yıl 1976.

Harvard Üniversitesi’nden Prof. David McClelland 50 ayrı şirkette, yöneticilerin güç motivasyonlarını ölçüyor (Bu araştırmanın başka boyutlarını iki hafta önce yazmıştım. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25948935.asp ).

(Güç motivasyonu yüksek olan kişiler diğer insanları “etkilemek” ister.)

McClelland, aynı zamanda bu yöneticilerin yönettiği birimlerde, çalışan memnuniyetini ölçüyor. Daha sonra bunlar arasındaki ilişkiye bakıyor.

Güç motivasyonu ile çalışan memnuniyeti arasında bir ilişki çıkıyor ama karmaşık.

Yani, bazen güç motivasyonu yüksek olan yönetici memnuniyet yaratıyor. Bazen yaratmıyor. Neden acaba?

İKİ FARKLI GÜÇ

Prof. McClelland bunun sebebini araştırırken, iki farklı güç motivasyonu buluyor: “kişisel” güç ve “toplumsal” güç.

Bu iki farklı güç motivasyonu arasında büyük farklar çıkıyor ve ikisinin memnuniyet üzerine etkisi farklı.

KİŞİSEL GÜÇ

Kişisel güç isteyen kişi, bu gücü diğer kişilere bağımlı olmamak için ister. Neden?

Çünkü onları düşman ve güvenilmez kişiler olarak görür. Küçük bir gruba güvenir. Onları kendine yakın tutar. Diğer insanları çok yaklaştırmaz.

Bu küçük grup onların “adamları” olur. Diğerleri grup dışı kalır. Grup içi ve dışı kişilere farklı davranır.

İç gruptaki kişiler yanlış yapsa da onları savunur. “Değerler değil, kişiler savunulur.”

Bu da kurumda eşitsizlik ve adaletsizlik duygusu oluşturur.  Onun için bu tür yöneticilerin şirketlerinde memnuniyet azdır.

TOPLUMSAL GÜÇ

Ama toplumsal güç isteyen kişiler bu gücü, “etki” yaratmak için ister.

Bir vizyonları vardır ve o gücü vizyonunu hayata geçirmek kullanır.

Amaç vizyonu hayata geçirmek olunca, bu kişiler kişi seçmez. Herkese dokunmak ister.

(Örneğin, eğitim vizyonu olan bir kişi, bu bilinci bir grupta değil, herkeste oluşturmak ister, değil mi?)

Onun için de şirketlerinde bir gruplaşma oluşmaz. Bundan dolayı da adalet ve eşitlik duygusu zedelenmez. “Kişiler değil, değerler savunulur”.

Onun için bu tür yöneticilerin şirketlerinde memnuniyet fazladır.

Prof. McClelland tam olarak bunu bulmuştur. Kişisel güç isteyen yöneticiler despot davranıp memnuniyeti azaltmış, toplumsal güç isteyen yöneticiler liderlik yapıp, memnuniyeti arttırmıştır.

AİLENİN ETKİSİ

Peki, güç motivasyonu kişisel ya da toplumsal olarak nasıl şekillenir?

Bunun temelleri de ailede atılır. Mehmet, muhtemelen lider, İsmail de despot olacak (Tabii ki başka koşullar da bunu etkileyecektir.). Çünkü ailesinin tutumları ve söylemleri farklı.

Mehmet üç yaşındayken, annesi ona emziği bıraktırmak için şöyle bir yöntem uyguluyor;

“Mehmet’ciğim! Hani sokakta gördüğün çocuklar var ya. Onlar da emzik istiyor ama alamıyor. Hadi onlara yardımcı olalım. Sen emziğini o duvarın üstüne bırak, o çocukların bir tanesi alıp kullansın.”

Mehmet ve annesi emziği duvarın üstüne bırakıyor. Mehmet o kadar heyecanlı ki arada sırada gidip emzik alınmış mı alınmamış mı kontrol ediyor.

Annesi emziği Mehmet görmeden alıyor. Bir süre sonra Mehmet emziğin alındığını görünce, bir coşkuyla annesine koşuyor: “Anne! Anne! İhtiyacı olan bir çocuk emziği almış.” Mehmet diğer insanları önemsemeyi öğreniyor.

DİĞERLERİNİ DÜŞMAN GÖREN ÇOCUK  …. Yazının Devamını Okumak İçin Tıklayınız :

 

Kaynak: Hürriyet

Yorum yapmak için GİRİŞ yapmalısınız