Öğrenmeye Liderlik Etmek
Öğrenme şeklimiz parmak izimiz kadar farklılık gösterebilir. Bazı öğrenciler öğrenme sürecinde bir başkasının yardım ve desteğine daha çok ihtiyaç duyarken, bazıları bu desteğe ihtiyaç duymayabilirler.
Öğrenme ile ilgili araştırmaları okurken bireysel farklılıkların da olabileceğini dikkate almalı ve genellemelerden kaçınmalıyız. Ev ödevleri, ödüller, pekiştireçler “yararlıdır” ya da “zararlıdır” gibi genellemeler her bir öğrenci için geçerli olmayabilir. Öğrencinin yaşı, ödevin ve pekiştirecin türü, verilme biçimi, öğrencilerin bunları nasıl algıladığı, dersin özellikleri, öğrenme stilleri, özyeterlik algısı, öz düzenleme becerisi ve öğrencinin içinde yaşadığı kültür gibi değişkenler araştırma sonuçlarını değiştirebilir.
Örneğin, 110 mevcutlu açık sınıf şeklinde düzenlenmiş olan bir okulda öğrenim gören bir öğrenci “okuma” dersinde başarılı iken “matematik” dersinde başarısızdır. Öğretmenler, okuma dersinde neler yaptıklarını öğrencinin babasına şöyle açıklarlar:
“Biz hiçbir öğrenciye müdahale etmiyoruz. Okuma dersinde her öğrenci kendine ait dosyasından kitabını alır ve yerine geçip, okumaya başlar. Okuma esnasında sorusu olan öğrenci parmak kaldırıp sorusunu sorabiliyor. Oğlunuz da en iyi okuyucularımızdan.”
Öğretmenler matematik dersinde de okuma dersindekine benzer bir yöntem uyguluyorlar. Ancak matematik dersinde bu uygulama işe yaramıyor ve öğrenci matematikte, okuma dersinde olduğu kadar başarılı değil. Peki neden?
Lider yaklaşımını öğrenenin özellikleri belirler
Yukarıda Blanchard’ın anlattığı örneğe, Blanchard’ın “Çok Boyutlu Liderlik Modeli” ile cevap arayalım.
Ken Blanchard ve Paul Hersey tarafından Ohio Üniversitesi’nde geliştirilen Çok Boyutlu Liderlik modeline göre, sadece otoriter ve demokratik olmak üzere iki liderlik yaklaşımı yoktur. İzleyenlerin özelliklerine göre liderlik yaklaşımı değişebilir.
- Yetkilendirici (Delege edici),
- Destekleyici,
- Koçluk edici,
- Direktif verici (talimat verici)  olmak üzere dört liderlik yaklaşımı vardır.
Eğer çalışanlar yüksek yeterlik ve yüksek bağlılık düzeyindeler ise, yetkilendirici liderlik yaklaşımını benimsemek gerekir. Bu durumda direksiyon öğrencinin elindedir. Öğretmen, öğrencinin kullandığı araçta yolcu olarak bulunabilir.
Yukarıda verilen örnekte öğrenci okuma dersinde çok başarılı, hazırbulunuşluk düzeyi yüksek ve bu nedenle de öğretmenlerin uyguladığı yetkilendirici liderlik yaklaşımı işe yarıyor. Öğrenci, öğretmenin müdahalesi ve yönlendirmesi olmadan başarılı olabiliyor. Bu derste öğrenci öğretmenin hiçbir şey yapmasına gerek kalmadan, öğrenme hedeflerini kendisi belirleyebiliyor, kendini motive edebiliyor, çevresini düzenleyebiliyor ve öğrenme stratejisi geliştirebiliyor. Bu özelliklere sahip olan öğrencilerin öz-düzenleme becerileri yüksek olur. Çok az desteğe ihtiyaç duyarlar. Bu özelliklere sahip öğrencilerin başarılı olmalarını sağlamak için doğru ortamı hazırlamak yeterli olur.
Başarısızlığı öğrenmiş, kaygılı öğrenciler için neler yapılabilir?
Eğer öğrencinin motivasyonu iyi ama başarı ile ilgili deneyimi kısıtlı ise “direktif verici liderlik modeli” gerekebilir.  Öğretmen, amaçları ve öğrencinin görevlerini belirler, öğrenciye neyi, ne zaman ve nerede yapacağını açıklar. Süreç öğrencinin yeterlik düzeyi yükselinceye kadar devam eder. Öğretmen bir nevi yavrularına uçmayı öğreten kartal gibidir. Amaç yavruların bir an önce uçmayı öğrenip, kendi başlarına uçabilmelerini sağlamaktır.
Başarısız deneyimleri nedeniyle hayal kırıklığına uğramış öğrenciye “Koçluk Edici”, yetenekli ama kaygılı bir öğrenci için ise, “Destekleyici Liderlik” yaklaşımını benimsemek gerekir.
Başarısız deneyimleri nedeniyle hayal kırıklığına uğramış ve kaygılı öğrenciler daha çok duygusal desteğe ihtiyaçları duyarlar. Başarabilecekleri görevlerden başlayarak öğrencilerin önce özyeterlik algıları güçlendirilmeli ve kendi yeteneklerinin farkına varmaları sağlanmalıdır. Başarısızlıklar da öğreticidir. Ancak bir derste hiç başarı yaşamadan arka arkaya yaşanılan başarısızlıklar özyeterlik algısını düşürerek, motivasyonu azaltabilir. Bu nedenle ilke, “Eğer öğrenci bir derste hiç başarı duygusu yaşamamışsa, o derste başarısızlık da yaşatmamamız gerekir” olmadır.
Öğrencinin matematik dersindeki hazırbulunuşluk, özyeterlik düzeyi ve motivasyonu yetersizse, öğrenciye bir yol haritası vermek, koçluk edici bir liderlik yaklaşımında bulunmak daha doğru olur.
İdeal olan öğrencilerin içsel motivasyonlarının yüksek olmasıdır. Ancak öğretmenler olarak dışsal motivasyon (onaylama, iyi notlar, ödüller vs.) göz ardı edebileceğimiz bir durum değil. Özellikle öğrenmenin başında, hazırbulunuşluk düzeyi düşük öğrenciler, verilecek ödüllerle bir süre (öğrenme onlar için bir amaç oluncaya kadar) dıştan motive edilebilirler. Bu durum duran bir otomobili biraz iterek, önce çalışmasını, sonra hareket etmesini ve hızlanmasını sağlamaya benzetilebilir.
Yazının tamamı için aşağıdaki linke tıklayınız.

Yorum yapmak için GİRİŞ yapmalısınız