şablon

Bu makalede kamuoyunda dershaneler yasası olarak bilinen düzenlemenin eğitim açısından olası yansımaları ve sonuçları tartışılmaktadır.

Tam adı “Millî Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” olan yasa, adından da anlaşılacağı gibi temel değişiklikler getirmektedir. Oysa dershane boyutunun dışında kalan ve asıl yapısal düzenlemeler içeren bölümleri kamuoyunda neredeyse hiç tartışılmayan tasarı, olağanüstü bir hızla yasalaştı. Son dönemde genellikle torba yasalar şeklinde gündeme gelen birçok düzenleme gibi, akşamdan sabaha olgunlaşan yeni eğitim yasası, acaba neler getiriyor ve neler götürüyor?

Dershane Düzenlemesi

Söz konusu yasanın 9. maddesinde,  ortaöğretim ve yükseköğretim sınavlarına hazırlık niteliğinde eğitim yapan dershanelerin bu faaliyetlerine son verileceği belirtilmektedir. Başka bir anlatımla KPSS, YDS vb. sınavlara hazırlayan dershaneler, kurs statüsünde değerlendirildiği için herhangi bir sınırlama getirilmemektedir. Ayrıca yasada “kişilerin sosyal, sanatsal, sportif, kültürel ve mesleki alanlarda bilgi, beceri, dil, yetenek ve deneyimlerini geliştirme isteklerine göre serbest zamanlarını değerlendirmek amacıyla faaliyet gösteren özel öğretim kurumlarının korunacağı” belirtilmektedir. Demek ki iki tür dershane varmış. Buna göre örneğin KPSS kursu veren dershaneler yararlı, üst öğrenime hazırlayanlar sakıncalı bulunmuş… Fakat biz dershanelerin kapatılmasının doğru ancak eksik bir uygulama olduğunu belirterek bu noktadaki trajikomik çelişkiyi okuyucularımıza bırakalım.

Ayrıca yasa bu gerekçe ile okullarımızın dolayısıyla kamunun sorumlu olması gereken sanatsal, sportif, kültürel vb. alanlardaki hizmetleri yararlı bulunduğu için olsa gerek, bir anlamda özel sektöre havale etmiş oluyor. Öte yandan üst öğrenime hazırlayan dershanelerin kapatılmasının gerekçesi şöyle ifade ediliyor: “… Dershaneye giden öğrencilerin sosyal beceri gelişimini sağlayacak etkinliklerden uzak kaldığı, hem akademik hem de sosyal açıdan gelişmelerinin mümkün olmadığı… Bu anlamda müfredat dışı okuma, sosyal, sanatsal, sportif uğraşların bir zaman kaybı olarak görüldüğü; bu durumda kendini ifade etmekte zorlanan, sorun çözme becerisi yeterince gelişmemiş toplumdan kopuk… öğrencilerin yetiştirildiği” belirtilmektedir.

“Cümleler Doğrudur Sen Doğru İsen”

Gerçekte yukarıdaki eleştiriler doğru olduğu kadar acı ve düşündürücüdür. Çocuklarımızın içinde bulundukları bu hüzün verici durumun resmî bir belgede bu kadar açık bir şekilde itiraf edilmesi de az rastlanan bir gerçekçilik örneğidir. Özetle demek ki çocuklarımız toplumdan kopuk… Sanatsal, sportif, sosyal etkinliklerden uzak ve sorun çözme becerileri düşük olarak yetişmektedir. Bu türden eleştiriler tümüyle haklıdır ve tekrar belirtmeliyiz ki üstelik bu itiraf parlamentodan gelmektedir. Öyleyse bundan böyle okullarımızda sanat, bilim, kültür, spor adına her türden sosyal etkinlik yapılacak diye düşünebilir miyiz? Metrekareye iki öğrencinin düştüğü okul binalarımızın kaçında tiyatro salonu veya spor salonu var? Şimdiye kadar dershaneler yüzünden yapılamayan ve gerçekten sağlıklı kişilik gelişimi açısından gerekli olan bu türden etkinliklere yer verilecekse itiraf samimidir… Yoksa yanlışı söylemek sizin doğru çözümü bildiğinizi göstermez. Belki de şöyle demeliyiz: Dershaneler çocuklarımızı toplumsal yaşamdan uzaklaştırıyor hatta onları asosyal varlıklar hâline getiriyor, dolayısıyla kapatılmaları doğrudur. Ancak okullarımızın bu tür insani taleplere yanıt veremediği de doğrudur.  Bu durum ünlü bir türkücünün de dediği gibi ‘’Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık.’’ sözünü hatırlatıyor.

Bugün Genel Müdür, Kurul Üyesi, Ertesi Gün Müşavir Nasıl Olunur?

Söz konusu yasanın 25. maddesinde Millî Eğitim Bakanlığı örgütünde Müsteşar, Talim Terbiye Kurulu (TTK) Başkanı ve Strateji Geliştirme Başkanı dışında kalan Müsteşar yardımcıları, genel müdürler ve kurul üyelerinin müşavir olarak atanacakları belirtilmektedir.

Öte yandan İl Millî Eğitim Müdür Yardımcıları, İlçe Millî Eğitim Müdürleri ve Merkez Örgütündeki Şahsa Bağlı Şube Müdürleri “eğitim uzmanı” olarak atanıyor. Demek ki eğitim uzmanlığı özel bir uzmanlık alanı değilmiş. Başka bir anlatımla eğitim yönetimi, program geliştirme, psikolojik danışma vb. lisansüstü programlar yoluyla yetiştirilenlere değil, havuza alınanlara verilen özel bir unvanmış! Ayrıca bu şekilde eğitim uzmanı olarak atananların okullarda öğretmen olarak görevlendirilmeleri yoluyla yeni bir öğretmenlik kadrosu da oluşturuluyor. Acaba bu durum atama bekleyen 300.000 öğretmeni nasıl etkileyecektir? Üstelik uzun süre yöneticilik yapan eğitimcilerin öğretmenlik mesleğinde ne derece başarılı olması beklenebilir?

Bu bağlamda özellikle TTK’nın karar alma yetkilerine son verilerek “sivilleşme ve demokratikleşme” gerekçesiyle bilimsel danışma ve inceleme kurulu hâline getirilmesi düşündürücüdür.  TTK’nın genel kurul ve yönetim kurulu gibi organlarıyla şirket formatında olduğu savunulmakta, ikinci bir müsteşarlık makamı gibi işlev görerek “çift başlılık yarattığı” belirtilmektedir.  Böylece önemli bir işleve ve eğitim tarihimizde özel bir yere sahip olan TTK pasifize edilmekte ve tüm yetkileri müsteşarlık makamına aktarılmaktadır. Oysa eğitimin doğası gereği karar organları kurul ve komisyonlar yoluyla başka bir anlatımla ortak akıl aracılığıyla politika üretir. Böylece birçok teknik ve uzmanlık biriminin katkısı sağlanarak rasyonel kararlar alınır. Oysa yeni düzenlemeyle TTK “örgüt, şirket, vesayet” gibi betimlemelerle etkisizleştirilmekte, tüm yetkileri müsteşarlık makamına aktarılarak güç ve yetki yoğunlaşmasına neden olunmaktadır. Böylece “Akıl akıldan üstündür.” sözü yerine “güç bende” anlayışıyla çizgi roman karakteri He-Man’i çağrıştıran yeni bir “Kahraman” yaratılırken örgütün beyni naif bir operasyonla küçültülmektedir.

Lisansüstü Eğitime Ağır Darbe

Bu arada eğitim bilimlerinde ya da branşlarında lisansüstü eğitim aldıkları için mahkeme kararı ile uzman öğretmen unvanı alan öğretmenlerimizin unvanları geri alınıyor. Fakat bu öğretmenlere uzman oldukları dönem içerisinde ödenen 100 TL’lik ödemenin geri alınmayacağı açıklanarak hepimizi duygulandıran, kalplerimizi sevinçle dolduran yeni bir yönetim modeli de müjdeleniyor. Aynı zamanda böylece son on yılda öğretmenlik bir kariyer mesleğidir (aday öğretmen, uzman öğretmen, başöğretmen) politikasının çöpe atıldığı ve bakanlıkça lisansüstü öğrenimli, nitelikli öğretmenin hiç de makbul olmadığı itiraf ediliyor. Tabii tek bir sınavla uzman öğretmen olanların unvanlarını korumaları da,  hem anlamlı hem de şaşırtıcıdır.

Bu arada okul müdürlüğü ve yardımcılığı gibi diğer yönetim pozisyonlarında bulunanlar “ikinci bir görev olarak (!)” sürdürdükleri bu görevlerinden 2013-2014 eğitim-öğretim yılı sonu itibarıyla ayrılmış oluyorlar. Böylece 1926 tarih ve 789 sayılı Maarif Teşkilatına Dair Kanun’un ünlü “Meslekte Aslolan Muallimliktir.” anlayışı güncellenmiş oluyor. Başka bir anlatımla yönetimde performans, kalite, akreditasyon, yeterlik, kariyer gibi ilkelerin yerine yeni bir Cin Ali Modeli geliyor. Özetle herhangi bir yönetim pozisyonuna atanmada kriter yoksa herkes bir sabah uyandığında genel müdür ertesi gün eğitim uzmanı olabilir. Şanslıysanız kura size de çıkabilir. Şansına güvenmeyenler bu uygulama eğitimi hepten siyasallaştırır, parti devleti, malum sendika, biat kültürü, güvencesizleştirme, kimliksizleştirme gibi pedagojik pardon ideolojik eleştirilerde bulunabilirler. Siz onlara inanmayın. Sonuç olarak eğitim fakülteleri başta olmak üzere üniversiteler fil dişi kulelerinde derin, anlamlı ve bilgece suskunluklarını sürdürürken kanun koyucu noktayı koyuyor.

BİTİRİRKEN

Elbette hepsi bu kadar değil. Daha nitelikli öğretmen yetiştirmek için denilerek aday öğretmen yetiştirme süreci yeniden düzenleniyor, bu arada öğretim üyeleri için yeni bir disiplin yönetmeliği hazırlanacağı belirtilerek eğitimde yeni açılımlar olacağı müjdeleniyor. “Dershaneler Neden KapatılMA(ma)lıdır?” makalesini bitirirken söylendiği gibi, bizde bu vb. konularda yüzlerce makale yazan ve böylece kamuoyunu bilgilendiren meslektaşlarımıza teşekkür ederek makalemize noktayı koyalım… Ama belki bu makaleye en güzel son “Eğitim Biterken Dostlar Sağ Olsun!” sözüyle noktayı koymaktı fakat benim buna da dilim varmıyor…

Yorum yapmak için GİRİŞ yapmalısınız